Ana Sayfa Personelimiz İlçemiz Resim Galeri Linkler İletişim
Boğazkale Logo
ANA SAYFA
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİNİ MEKANLAR
NAMAZ VAKİTLERİ
VEDA HUTBESİ
KUR'AN-I KERİM
TÜRK DİYANET VAKFI
DİNİ SORULAR
WEB KÜTÜPHANESİ
DİNİ BİLGİ
 
 
 
 
 
 
  ANA  SAYFA    DİNİ YAZILAR      GENÇLERİMİZLE DAHA AYDINLIK GÜNLERE
MakaleGençlik, hayatın en hareketli, dinamik, bir o kadar da önemli bir dönemidir. Kişinin fizyolojik, ruhi, duygusal bakımdan değişip geliştiği bu dönem, iyi ve kötü alışkanlıklar kazandığı, faydalı ve zararlı bilgiler edindiği, çevresini ve arkadaş gurubunu oluşturduğu, kişilik ve karakterinin yerleşmeye başladığı bir zaman dilimidir.

Onun için de, Kur’an’ın tabiriyle ‘Rahman’ın kulları’nın, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize gözaydınlığı kıl ve bizi de Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle.” (Furkan, 74) şeklindeki duayı ve “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 6) ayetinin yüklediği sorumluluğu, anne-babalar ve bütün yetişkinler olarak tüm benliğimizle hissetmek, buna uygun bir gençliğin yetişmesi için çaba harcamak büyük bir önem arz etmektedir.

Hayatının her anında ve her alanında bizlere örnek olan Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de, gençlerin her yönden bilgili, ahlakı ve donanımlı olarak yetişmeleri yönünde bizleri teşvik etmiş ve onlara gerektiğinde önemli sorumluluklar yüklemiştir. Nitekim Allah Rasulü’nün “Onun kalbine hidayet ver, dilini (hak yolunda) sabit kıl.” (İbn Mâce, Ahkâm, 1) duasıyla genç Hz. Ali’yi Yemen’e görevli olarak göndermesi ve genç Üsâme’yi ordu komutanı yapması (Buharî, Megazi, 88), gençlere sorumluluk vermemiz, güvenmemiz ve onları yarınlara hazırlamamız konusunda bizlere ışık tutmaktadır.

İnsanın hayatı boyunca karşılaşacağı başarı veya başarısızlıklarında hiç şüphesiz çocukluk ve gençlik dönemlerinde kazanmış olduğu bilgi ve birikimin etkisi asla göz ardı edilemez.

Hayatın en önemli dönemeci olan gençlik dönemi, sanat, spor, zihinsel aktiviteler gibi faydalı uğraşlarla, okuma, araştırma, bilgi edinme gibi faydalı işlerle ve insan onuruna yaraşan her türlü güzel ve erdemli davranışlarla iyi değerlendirildiği takdirde, gelecek günlerin mutluluk, huzur ve başları ile dolması mukadderdir.

Buna mukabil gençlik döneminde yapılmış ihmaller, tembellikler ve hatalar, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışanlıklar, faydasız iş ve uğraşlar, kişileri tüm hayatları boyunca mutsuz edecek sonuçlar doğurmaktadır.

Çağımızda insanların önemli bir kısmının, zamanlarını televizyon başında veya internet ortamında geçirdiği düşünüldüğünde, gençlerimizin bu yollardan gelen tehlikelere karşı korunmaları için önlem alınması, bu araçları daha bilinçli bir şekilde kullanmalarının sağlanması gerekir.

Bu konuda çevreye, yetkililere, ebeveynlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmekle birlikte, gençlerimizin irade eğitimleri ve kendi istikametlerine sahip çıkma dirayetleri çok daha önemlidir.

Çocuklarımız ve gençlerimiz bizim yavrularımızdır. Sadece bizim ümit ve dualarımızın konusu değil, milletimizin sahip olduğu değer ve erdemleri yarınlara taşıyacak ve geleceği şekillendirecek olanlar da onlardır.

Ergenlik dönemi, tabiatı itibarıyla sorunlu, bunalımlı bir hayat devresi olarak bilinir ve kabul edilir. Uzun çocukluk yılları geride bırakılmış fakat yetişkin bir insan olmanın bütün şartlarına da henüz ulaşılamamıştır. Gençlerin hayata tutunma ve toplumda kendine bir yer ve gelecek bulma endişesi ile ortaya çıkan en temel sorunu "kimlik" sorunudur.

Kendini, hayattaki yeri ve anlamını, amaç ve hedeflerini belirlemede gençler çok büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bu yüzden ilk gençlik yıllarında, "Ben kimim, nereden geldim, ne yapmalıyım?" gibi soruların cevabı uzun süre araştırılır. Benliğini dengeleyecek, kalıcı, tutarlı ve sürekli bir aidiyet bağı, her şeyi anlamlı kılan kuşatıcı bir hayat felsefesi genç insanın şeklinden en çok sürüklendi¤i bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

İlk gençlik yıllarında kimlik, rol ve statü karmaşasının yol açtığı bocalamalar uzun ya da kısa bir süreyi alabilir. Özellikle günümüzde bu ihtiyacın olumlu şekilde karşılanması daha da zorlaşmış gözükmektedir. Çünkü gençlerin “kimlik” arayışını olumlu şekilde karşılayacak toplum ve kültür değerleri zaafa uğramıştır.

Gençlerin yaşadıkları sorunlar yalnızca gelişmiş ülkelere mahsus bir durum olmayıp, çeşitli kültürlerde ve zamanlarda az çok benzerlerine rastlanan, neredeyse evrensel bir olgudur. Bununla birlikte bu sorunların gerek derinliği gerekse yaygınlığı, son yüzyılda çok ileri boyutlara ulaşılmış gözükmektedir.

Bu sorunun yaygınlığı konusunda uzmanlar hemen hemen görüş birliği içerisinde olmakla birlikte, sonuçlarının değerlendirilmesinde kötümserlerin yanında iyimserler de bulunmaktadır. Gençlerin yaşadıkları kimlik bunalımının temelinde, hızla değişen ve gelişen toplum şartları içerisinde birbirine zıt rol beklentileri ve çoklu tercihler karşısında kalmaları ile sosyal yapıların onlara zorla dayattığı yaptırımların varlığından söz edilmektedir.

Sebep her ne olursa olsun ortada var olan bir gerçek vardır: Günümüzde sosyo-kültürel sistem, gençlerin kendilerini ve dünyayı bir bütün olarak anlama ve anlamlandırmada kurumsal temelli ve kültürel alternatifler sağlamada yetersiz kalmaktadır. Toplumsal ilişkiler, artık bir kimsenin kimliğini kurgulaması için gerekli güvenilir dayanak noktası oluşturamamaktadır.

Gençlikte istekler kadar idealler en etkili ve güçlü şekilde kendilerini hissettirirler. Gençlik idealizmini, saf iman ve hakikate, iyilik ve adalete duyulan özlemin bir ifadesi olarak anlamak gerekir. Dünyayı deiştirmek, her şeye yeni bir düzen vermek, gerçek adaleti sağlamak onların derin özlemleri arasında yer alır. Gençlerin bu dönemi hasarsız atlatabilmeleri için, kendilerine örnek alabilecekleri, hayranlık, sevgi ve bağlılıklarını onlara yansıtabilecekleri modellere ihtiyaçları vardır. Yakın çevrelerinde özdeşim kurabilecekleri rol modelleri ve hayatlarını anlamlı kılacak değerler ve tatmin edici bir hayat felsefesi, gençlerde olumlu bir kimlik gelişiminin temel şartlarıdır.

Eğer gençler yakınlarında, önlerinde örnek alabilecekleri olumlu modeller bulurlarsa, bu onların yaratıcı güçlerini harekete geçirir, kendi toplumuna ve tüm insanlığa yararlı hedeflere yönelmelerine yardımcı olur. Kimlik sorununu olumlu bir sonuca ulaştıramayan gençleri bekleyen sonuç “yabancılaşma”dır.

Yabancılaşma; kimlik kaybı, kişilik parçalanması, güçsüzlük, inanç ve değerleri kaybetme, ahlakı hor görme, kuralsızlık ve duyarsızlık gibi sonuçlarıyla gençliği tehdit eden en önemli tehlikeleri dile getiren bir kavramdır. Benlik gelişmesi iki ana damardan beslenir. Birisi istekler, arzular, ihtiyaçlar (beslenme, cinsellik, sevgi, bağlanma, bağımsizliı, kendini gerçekleştirme...) diğeri de değerler, idealler, amaçlardır (din, ahlak, gelenek...). Benliğin sağlıklı gelişimi, ikincilerin birincileri yönettiği ve denetlediği bir denge durumuna bağlıdır. İnsanın insan olması, kendini aşan bir değerler dünyası ile bağ kurması, belli bir hedefe kendini adamasına bağlıdır.

Bu sistemin tersine dönük çalışması, yani içgüdü, istek ve ihtiyaçların kişiyi yönetmesi, yabancılaşma denilen durumun en önemli kaynağıdır. İnsandaki doğal dürtülerin dinî-ahlaki kuralları ve bireysel ve toplumsal idealleri ve değerleri aşması güçsüz ve etkisiz kılmasıyla ortaya çıkan nevrotik karakter neticede yabancılaşmaya neden olmaktadır.

Bu durum, ünlü olma, para ve iktidar hırsı, cinsel isteklere aşırı düşkünlük gibi belli bir tutkunun bireye hâkim olması ve onun kişiliğinden ayrılmaması ile ortaya çıkar ve giderek bireyi bir kuvvet olarak yönetmeye başlar. O artık varlığının bir parçasına mahkûm bir duruma düşer. Kendinde kalan her şeyi bu arzusunun emrine verir. Bu arzu güçlendikçe kifli yenik düşer ve bir parçasının kölesi haline geldiği için, insan kendine yabancılaşır.

Yaşadığımız dünyada pek çok genç insan toplumda bunalıyor, acı çekiyor, kendi tanımını ve yaşamının anlam ve amacını üretemiyor. Kendisini bir boşluk ve belirsizlik içerisinde buluyor. Her şeye sahip olsa bile gerçek tek bir amaca sahip olamadığı için, kendisini tahrip edecek, kişiliğini zaafa uğratacak işlere yöneliyor.

Bir toplumda değerlerin sarsılması ya da yıpranması, o toplumun yetişmekte olan çocuk ve gençlerini sağlıklı bir gelişmeden yoksun bırakır. Ne için, hangi amaçla yaşadığını bilemeyen ve bulamayan gençler “huzursuzluk”, “stres”, “bıkkınlık” “anlam boşluğu” gibi olumsuz duygu ve kaygılardan kendilerini kurtaramazlar. Bu durumda kendinden ve doğadan yabancılaşma, hayatın donuklaşması ve kişinin otomatikleşmesi kaçınılmaz olur.

Dünya genelinde olduğu gibi, son yıllarda toplumumuzun da büyük bir değer kaybına uğradığı ve “ahlaki çöküntü” yaşadığı uzmanlar tarafından sık sık dile getirilmektedir. Gerçekten de asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer kaybolmaya yüz tutmuştur.

Bu durumda kendi toplumunu ve tüm insanlığı ilerletecek ideal ve amaçlardan yoksun olarak yetişen gençlerin günübirlik haz peşinde koşar hale gelmeleri bir toplumu bekleyen en büyük tehditlerden birisi olsa gerektir. Buna karşılık milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi, toplumda gençlere iyi örnek oluşturacak model şahsiyetlerin öne çıkarılması ve onların yüksek ideallere özendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu yolda güvenli olarak ilerleyebilme, eğitimin her kademesinde planlı ve sistemli bir değerler eğitiminin uygulanması ile mümkün olacaktır.

Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı

HABERLER    
26  Mayıs 2010,  Çarşamba      
 

ANA SAYFA 
 
 
MESUT PALAZ T.C. BOĞAZKALE MÜFTÜLÜĞÜ Explorer Firefox Safari Opera Chrome