|
|
|
|
|
|
|
ANA SAYFA
DİNİ YAZILAR
GENÇLERİMİZLE DAHA AYDINLIK GÜNLERE |
|
Gençlik, hayatın en hareketli, dinamik, bir o kadar da önemli bir dönemidir. Kişinin fizyolojik, ruhi, duygusal bakımdan değişip geliştiği
bu dönem, iyi ve kötü alışkanlıklar kazandığı, faydalı ve zararlı bilgiler
edindiği, çevresini ve arkadaş gurubunu oluşturduğu, kişilik ve
karakterinin yerleşmeye başladığı bir zaman dilimidir.
Onun için de, Kur’an’ın tabiriyle ‘Rahman’ın kulları’nın, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve
çocuklarımızı bize gözaydınlığı kıl ve bizi de Allah’a karşı gelmekten
sakınanlara önder eyle.” (Furkan, 74) şeklindeki duayı ve “Ey iman
edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten
koruyun…” (Tahrim, 6) ayetinin yüklediği sorumluluğu, anne-babalar
ve bütün yetişkinler olarak tüm benliğimizle hissetmek, buna uygun
bir gençliğin yetişmesi için çaba harcamak büyük bir önem arz etmektedir.
Hayatının her anında ve her alanında bizlere örnek olan Peygamber
Efendimiz (s.a.s.) de, gençlerin her yönden bilgili, ahlakı ve donanımlı
olarak yetişmeleri yönünde bizleri teşvik etmiş ve onlara gerektiğinde
önemli sorumluluklar yüklemiştir. Nitekim Allah Rasulü’nün “Onun
kalbine hidayet ver, dilini (hak yolunda) sabit kıl.” (İbn Mâce, Ahkâm, 1)
duasıyla genç Hz. Ali’yi Yemen’e görevli olarak göndermesi ve genç Üsâme’yi ordu komutanı yapması (Buharî, Megazi, 88), gençlere sorumluluk
vermemiz, güvenmemiz ve onları yarınlara hazırlamamız konusunda
bizlere ışık tutmaktadır.
İnsanın hayatı boyunca karşılaşacağı başarı veya başarısızlıklarında
hiç şüphesiz çocukluk ve gençlik dönemlerinde kazanmış olduğu bilgi
ve birikimin etkisi asla göz ardı edilemez.
Hayatın en önemli dönemeci
olan gençlik dönemi, sanat, spor, zihinsel aktiviteler gibi faydalı
uğraşlarla, okuma, araştırma, bilgi edinme gibi faydalı işlerle ve insan
onuruna yaraşan her türlü güzel ve erdemli davranışlarla iyi değerlendirildiği takdirde, gelecek günlerin mutluluk, huzur ve başları ile dolması
mukadderdir.
Buna mukabil gençlik döneminde yapılmış ihmaller,
tembellikler ve hatalar, sigara, alkol ve uyuşturucu gibi zararlı alışanlıklar, faydasız iş ve uğraşlar, kişileri tüm hayatları boyunca mutsuz
edecek sonuçlar doğurmaktadır.
Çağımızda insanların önemli bir
kısmının, zamanlarını televizyon başında veya internet ortamında geçirdiği düşünüldüğünde, gençlerimizin bu yollardan gelen tehlikelere karşı korunmaları için önlem alınması, bu araçları daha bilinçli bir
şekilde
kullanmalarının sağlanması gerekir.
Bu konuda çevreye, yetkililere,
ebeveynlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmekle birlikte, gençlerimizin
irade eğitimleri ve kendi istikametlerine sahip çıkma dirayetleri çok
daha önemlidir.
Çocuklarımız ve gençlerimiz bizim yavrularımızdır. Sadece bizim ümit
ve dualarımızın konusu değil, milletimizin sahip olduğu değer ve erdemleri
yarınlara taşıyacak ve geleceği şekillendirecek olanlar da onlardır.
Ergenlik dönemi, tabiatı itibarıyla sorunlu, bunalımlı bir hayat devresi olarak bilinir ve kabul edilir.
Uzun çocukluk yılları geride bırakılmış fakat yetişkin bir insan olmanın bütün şartlarına da
henüz ulaşılamamıştır. Gençlerin hayata tutunma
ve toplumda kendine bir yer ve gelecek bulma
endişesi ile ortaya çıkan en temel sorunu
"kimlik" sorunudur.
Kendini, hayattaki yeri ve
anlamını, amaç ve hedeflerini belirlemede gençler
çok büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bu
yüzden ilk gençlik yıllarında, "Ben kimim, nereden
geldim, ne yapmalıyım?" gibi soruların cevabı
uzun süre araştırılır. Benliğini dengeleyecek,
kalıcı, tutarlı ve sürekli bir aidiyet bağı, her
şeyi anlamlı kılan kuşatıcı bir hayat felsefesi genç insanın şeklinden en çok sürüklendi¤i bir
ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.
İlk gençlik yıllarında kimlik, rol ve statü karmaşasının yol açtığı bocalamalar uzun ya da kısa bir süreyi alabilir.
Özellikle günümüzde bu ihtiyacın olumlu şekilde
karşılanması daha da zorlaşmış gözükmektedir.
Çünkü gençlerin “kimlik” arayışını
olumlu şekilde karşılayacak toplum ve kültür değerleri zaafa uğramıştır.
Gençlerin yaşadıkları sorunlar yalnızca gelişmiş
ülkelere mahsus bir durum olmayıp, çeşitli kültürlerde
ve zamanlarda az çok benzerlerine
rastlanan, neredeyse evrensel bir olgudur. Bununla
birlikte bu sorunların gerek derinliği gerekse yaygınlığı, son yüzyılda çok ileri boyutlara
ulaşılmış gözükmektedir.
Bu sorunun yaygınlığı
konusunda uzmanlar hemen hemen görüş birliği içerisinde olmakla birlikte, sonuçlarının değerlendirilmesinde
kötümserlerin yanında iyimserler
de bulunmaktadır. Gençlerin yaşadıkları kimlik
bunalımının temelinde, hızla değişen ve gelişen
toplum şartları içerisinde birbirine zıt rol beklentileri
ve çoklu tercihler karşısında kalmaları ile
sosyal yapıların onlara zorla dayattığı yaptırımların varlığından söz edilmektedir.
Sebep her ne
olursa olsun ortada var olan bir gerçek vardır:
Günümüzde sosyo-kültürel sistem, gençlerin
kendilerini ve dünyayı bir bütün olarak anlama
ve anlamlandırmada kurumsal temelli ve kültürel
alternatifler sağlamada yetersiz kalmaktadır.
Toplumsal ilişkiler, artık bir kimsenin kimliğini
kurgulaması için gerekli güvenilir dayanak noktası
oluşturamamaktadır.
Gençlikte istekler kadar idealler en etkili ve güçlü
şekilde kendilerini hissettirirler. Gençlik idealizmini,
saf iman ve hakikate, iyilik ve adalete
duyulan özlemin bir ifadesi olarak anlamak gerekir.
Dünyayı deiştirmek, her şeye yeni bir düzen
vermek, gerçek adaleti sağlamak onların
derin özlemleri arasında yer alır. Gençlerin bu
dönemi hasarsız atlatabilmeleri için, kendilerine
örnek alabilecekleri, hayranlık, sevgi ve bağlılıklarını onlara yansıtabilecekleri modellere ihtiyaçları
vardır. Yakın çevrelerinde özdeşim kurabilecekleri
rol modelleri ve hayatlarını anlamlı kılacak
değerler ve tatmin edici bir hayat felsefesi,
gençlerde olumlu bir kimlik gelişiminin temel
şartlarıdır.
Eğer gençler yakınlarında, önlerinde
örnek alabilecekleri olumlu modeller bulurlarsa,
bu onların yaratıcı güçlerini harekete geçirir,
kendi toplumuna ve tüm insanlığa yararlı hedeflere
yönelmelerine yardımcı olur.
Kimlik sorununu olumlu bir sonuca ulaştıramayan
gençleri bekleyen sonuç “yabancılaşma”dır.
Yabancılaşma; kimlik kaybı, kişilik parçalanması,
güçsüzlük, inanç ve değerleri kaybetme, ahlakı
hor görme, kuralsızlık ve duyarsızlık gibi sonuçlarıyla gençliği tehdit eden en önemli
tehlikeleri dile getiren bir kavramdır. Benlik gelişmesi iki
ana damardan beslenir. Birisi istekler, arzular,
ihtiyaçlar (beslenme, cinsellik, sevgi, bağlanma, bağımsizliı, kendini gerçekleştirme...) diğeri de
değerler, idealler, amaçlardır (din, ahlak, gelenek...).
Benliğin sağlıklı gelişimi, ikincilerin birincileri
yönettiği ve denetlediği bir denge durumuna
bağlıdır. İnsanın insan olması, kendini aşan
bir değerler dünyası ile bağ kurması, belli bir hedefe
kendini adamasına bağlıdır.
Bu sistemin
tersine dönük çalışması, yani içgüdü, istek ve
ihtiyaçların kişiyi yönetmesi, yabancılaşma denilen
durumun en önemli kaynağıdır. İnsandaki
doğal dürtülerin dinî-ahlaki kuralları ve bireysel
ve toplumsal idealleri ve değerleri aşması güçsüz
ve etkisiz kılmasıyla ortaya çıkan nevrotik
karakter neticede yabancılaşmaya neden olmaktadır.
Bu durum, ünlü olma, para ve iktidar
hırsı, cinsel isteklere aşırı düşkünlük gibi belli bir
tutkunun bireye hâkim olması ve onun kişiliğinden
ayrılmaması ile ortaya çıkar ve giderek bireyi
bir kuvvet olarak yönetmeye başlar. O artık
varlığının bir parçasına mahkûm bir duruma düşer.
Kendinde kalan her şeyi bu arzusunun emrine
verir. Bu arzu güçlendikçe kifli yenik düşer
ve bir parçasının kölesi haline geldiği için, insan
kendine yabancılaşır.
Yaşadığımız dünyada pek çok genç insan toplumda
bunalıyor, acı çekiyor, kendi tanımını ve
yaşamının anlam ve amacını üretemiyor. Kendisini
bir boşluk ve belirsizlik içerisinde buluyor.
Her şeye sahip olsa bile gerçek tek bir amaca
sahip olamadığı için, kendisini tahrip edecek, kişiliğini zaafa uğratacak işlere yöneliyor.
Bir toplumda
değerlerin sarsılması ya da yıpranması, o
toplumun yetişmekte olan çocuk ve gençlerini
sağlıklı bir gelişmeden yoksun bırakır. Ne için,
hangi amaçla yaşadığını bilemeyen ve bulamayan
gençler “huzursuzluk”, “stres”, “bıkkınlık”
“anlam boşluğu” gibi olumsuz duygu ve kaygılardan kendilerini kurtaramazlar. Bu durumda
kendinden ve doğadan yabancılaşma, hayatın
donuklaşması ve kişinin otomatikleşmesi kaçınılmaz olur.
Dünya genelinde olduğu gibi, son yıllarda toplumumuzun
da büyük bir değer kaybına uğradığı
ve “ahlaki çöküntü” yaşadığı uzmanlar tarafından
sık sık dile getirilmektedir. Gerçekten de
asırlar boyu insanlarımızı bir arada tutan, hayatımıza anlam ve amaç katan pek çok değer kaybolmaya
yüz tutmuştur.
Bu durumda kendi toplumunu
ve tüm insanlığı ilerletecek ideal ve
amaçlardan yoksun olarak yetişen gençlerin günübirlik
haz peşinde koşar hale gelmeleri bir
toplumu bekleyen en büyük tehditlerden birisi
olsa gerektir. Buna karşılık milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi, toplumda gençlere iyi
örnek oluşturacak model şahsiyetlerin öne çıkarılması ve onların yüksek ideallere özendirilmesi
büyük önem taşımaktadır.
Bu yolda güvenli olarak
ilerleyebilme, eğitimin her kademesinde
planlı ve sistemli bir değerler eğitiminin uygulanması
ile mümkün olacaktır.
Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU
Diyanet İşleri Başkanı
|
|
|
|
|
26 Mayıs 2010, Çarşamba |
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
|